HOŞ GELDİN RAMAZAN!

Bir önceki Ramazan başlangıcı ile bu seneki Ramazan başlangıcı arasında kamerî takvime göre tam 354 gün var. Bir başka anlatımla geçen seneki Ramazan Bayramı ile bu seneki başlangıç arasında ise tam 324 gün.

Bunun manası, aradan Ramazan’sız 324 gün geçmiş. Dile kolay, tamı tamına 324 gün. 324 tane 24 saat. Farkında mıyız geçen bu zamanın? Belki evet, belki hayır. Herkes kendine, nefsine, aklına, kalbine, vicdanına sorsun bu soruyu. Sanırım inancı, yaşayışı, muhakemesi ve duyarlılığı ölçüsünde her birinden ayrı ayrı cevaplar alacaktır. Demek ki “Farkında mıyız?” sorusunun cevabı, sübjektif. Aynı sorunun objektif bir başka cevabı var yalnız; farkında olsak da olmasak da, koskoca 324 gün geçmiş, gitmiş, bitmiş, mazi olmuş, tarih olmuş vesselam.

Şimdi Ramazan’ı bir kez daha idrak ediyoruz. Biriydi, onuydu, Kadir Gecesi’ydi, iftardı, sahurdu, davetti, bayram alış-verişiydi derken bayramla buluşacağız yeniden. İşin özü, eğer Allah ömür verdiyse bir şekilde bu sayılı Ramazan günleri geçecek. Burada mühim olan bu günlerin geçmesi değil; bizim onları nasıl geçirecek olmamız. Bir başka tabirle nasıl değerlendireceğimiz!

Ramazan’ın değerlendirilmesi insanın kalbinde, gönlünde, zihninde, vicdanında Ramazan’a vermiş olduğu değerle ilgilidir. Ayet ve hadislerde Ramazan’ın, orucun, teravihin fazileti ve bu ayda yapılan ibadet ve sair amellerin ahiretteki karşılığı ile alakalı anlatılan hakikatler insanın inanç dünyasında ne kadar yer ediyor; bu inanç insanı hangi ölçüde amele sürüklüyor; ölçü bu ve bunun gibi şeyler.

Ramazan zâtında değerlidir zaten. Bunu kabulde problemimiz yok. Bu değeri ona zamanı yaratan Allah vermiştir. Amennâ. Fakat teker teker her bir insanın Ramazan’dan istifadesi ona verdiği değerle doğru orantılıdır. Değer vermezse ne olur? Kaybeden kendisi olur; Ramazan değil.

O halde ‘Nedir Ramazan?’ sorusunun cevabını arayalım. Ramazan hem zarftır hem de mazruf. 29 veya 30 sayılı günü barındıran, Kadir Gecesi’ne dayelik yapan, Kur’an’ın nazil olmaya başladığı zamanı bünyesinde tutan, içinde yapılan amellere bire bin sevabın verildiği, Allah’ın beyanıyla bin aydan daha hayırlı olan, insanların en cömerdi Nebiler Serveri’nin (sas) esen yelden daha cömert olduğu, şeytanların zincire bağlandığı, oruçların, teravihlerin, nafile ibadetlerin, zekat ve sadakaların, fakir-fukaraya verilen iftar yemeklerinin, Kur’an tilavetlerinin, gönül sohbetlerinin yer aldığı vs. Hangisi zarf, hangisi mazruf? Ayırmak çok zor. Sözünü ettiğimiz özellikler ve ameller zarf ise Ramazan mazruf veya tersi.

Bize bakan vechesiyle zarfı daha değerli ve kıymetli kılacak olan mazrufudur. Öyleyse Ramazan zarfının içine ne koyacağımıza karar verme zamanıdır? Namaz, oruç, zekat, sadaka yani itaat mı; yoksa gıybet, içki, kumar, yalan, rüşvet yani isyan mı? Unutmamak lazım, bu zarf her halükarda insanla birlikte ahirete gidecek; gidecek ve Rabb’in huzurunda okunmak üzere açılacak. Öyleyse aman ha dikkat!

Ramazan’ı bekleyen insan olmak ne güzel. Onu kapıda karşılamak için sabırsızlanmak, maddî-manevî hazırlıklar yapmak, Kur’an tilavetinden misafir davetlerine kadar aylık programını Ramazan takvimine göre, iftara, sahura, teravihe göre ayarlamak; tek kelime ile takdire şâyân. Ama bundan daha güzeli, daha iyisi, daha takdire şâyân olanı Ramazan’ın beklediği, kavuşmak için sabırsızlandığı insanlardan olmak.

Yanlış okumadınız; Ramazan daha önceki Ramazan’larda kendisi ile bütünleşen, buzun su kabında eridiği gibi eriyen insanlarla hasret gidermek için sabırsızlanır. 324 günü iple çeker. “Ramazanlaşan insanlar” denir böylelerine. Ben, biz, sen, siz onlardan mıyız? Bu sorunun cevabı herkesin kendinde. Eğer öyle değilsek, gama, tasaya, kedere gerek yok. Çünkü vakit geçmiş değil. Bu seneki Ramazan’da Ramazanlaşarak gelecek sene Ramazan’ı bekleyen değil, Ramazan’ın beklediği insanlar safında yerimizi alabiliriz.

Ne güzel demişler; “Hayat kemâle bir seferden ibarettir.” Kemâle ermek için işte önümüzde altın gibi bir fırsat; Ramazan.

Hoş geldin ey Şehr-i Ramazan!
 
AHMET KURUCAN

umutfm.com

Reklamlar
güncel konular kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KUTLU AYIN MUTLULUĞU

Her mevsim bir ziyafet sofrasıdır insana. Herbirinde görünmeyen âlemden ard arda kapılar açılır. Renk renk meyveler birbirinin peşi sıra belirmeye başlar ağaçların dallarında. Nereden geldikleri anlaşılmaz.. Hiçten, yoktan ortaya çıkar gibi belirir ve olgunlaşırlar.

Herbiri ayrı bir boyayla boyanır, herbiri ayrı bir parfüm sürünür nefisleri kendine çekmek için.

Kim gönderir onları? Kim süsler ve bize sunar?

Görünmeyen âlemlerden musluklar açılır insan için.

Kiminden süt akar onların, kiminden bal.

Taklit edilmez terkipleriyle, hem rızık, hem şifa olurlar.

Kim açar o muslukları? Kim otları süt, çiçekleri bal yapar da gönderir bize?

Görünmeyen âlemlerin kapıları hergün ve her mevsim peş peşe açılır. Gökten rahmet yağar, yerden nimet fışkırır.

İnsanın bütün duyguları tek tek nasibini alır o rahmetten ve o nimetlerden.

Kimden gelir bütün o nimetler?

Kim kurar ziyafet sofralarını?

Kim ardına kadar açar rahmet kapılarını?

İnsanlık bir ay boyunca bu sorulara hep bir ağızdan cevap verir.

Ramazan’la beraber, bir milyar insan, kendilerini yaratan ve yaşatanın kim olduğunu ilân eder.

Bütün nimetlerin Ondan geldiğini duyurur göklere.

İnsanlar, nasıl Onun nimetleriyle doyarlarsa, Onun bir emriyle aç kalırlar.

Ve gün boyu. Onun izin vereceği dakikanın gelmesini beklerler sabırla.

Açlık da, tıpkı tokluk gibi bir mutluluk olur onlar için.

Görmedikleri Rabbine görmüş gibi inananlar, açlık günlerinin gelişini özlemle beklerler bir yıl boyunca.

İki mutluluğu birden yaşamak ve insanın yaratılış sırrını âleme ilân etmek için .
rahmetalemi.net/forum

güncel konular kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

600 AĞAÇLI HURMA BAHÇESİNİ BAĞIŞLADI

“Ebu Talha’nın elinden topla tüfekle alınması mümkün olmayan 600 ağaçlı hurma bahçesini, kendi rızası ile fakir fukaraya verdiren duygu, iman şuurundan başka ne olabilirdi?”

MESCİD-İ Saadet’te Ashab-ı Kiram toplanmışlar, derin bir vecd ve huşu içinde Allah’ın Resûlünü dinlemekteydiler. Hazret-i Fahr-i Kâinat Efendimiz ise, Al-i İmrân sûresinden şu mealdeki Âyet-i Kerimeyi okuyordu: ” Muhtaçlara, fakirlere yardım ederken malınızın kötüsünü değil de, iyisini vermedikçe imân-ı kâmile (olgun iman) kavuşamazsınız. İmânda en yüksek mertebeye çıkmak istiyorsanız, yoksullara malınızın en hoşunuza gidenini bağaşlayınız.”

Âyet-i Kerîmeyi büyük bir dikkat ve hassasiyetle dinleyenlerin içinde Ebu Talha da bulunuyordu. Ebu Talha’nın Mescid-i Saadet’e yakın bir yerde, içinde 600 hurma ağacı bulunan pek kıymetli bir hurma bahçesi vardı. Sık sık dâvet ettiği Resûlullah’a burada ikramda bulunurdu..

Bu zat derin bir vecd ve huşuu içinde Âyet-i Kerimeyi dinledikten soma ayağa kalkarak şu açıklamayı yaptı. «- Yâ Resûlellah, benim servetim içinde en kıymetli ve bana en sevgili olan, işte şu şehrin içindeki sizin de bildiğiniz bahçemdir. Bu andan itibaren Allah rızası için onu Allah’ın Resûlüne bırakıyorum. İstediğiniz gibi tasarruf eder, dilediğiniz fakire verebilirsiniz.

Bu sözleri söyledikten soma Ebu Talha, sevinçli ve neş’eli bir hal ile kararını tatbik için Mescid-i Şerifden çıkarak bahçeye gitti.

Bir hurma ağacının gölgesinde oturan hanımı ile duvarın dışında bekleyen Ebu Talha arasında şu ibretli konuşma oldu:
Hanımı: “- Yâ Eba Talha, duvarın dışında ne bekliyorsun? İçeri girsen ya!”
Ebu Talha: “- Ben içeri giremem, sen eşyanı toplayıp da dışarı çıksan ya!”
Hanımı: “- Neden yâ Eba Talha, bu bahçe bizim değil mi? ”
Ebu Talha: “- Hayır, artık bu bahçe Medine fukarasınındır. diyerek Âyet-i Kerîmeyi ve verdiği kararını anlattı. Hanımının ” İkimiz namına mı, yoksa şahsın için mi bağışladın? ” diye bir sualine “-ikimiz namına” diye cevap veren Ebu Talha, bu sefer hanımından şu sözleri işitti:
” – Allah senden razı olsun Eba Talha. Etrafımızdaki fakirleri gördükçe aynı şeyi düşünürdüm de sana söylemeye bir türlü cesaret edemezdim; Allah hayrımızı kabul buyursun, işte ben de geliyorum! ”

Aziz okuyucu, müsaade buyurursanız burada bir sual sormak istiyorum: -Ebu Talha’nın elinden topla tüfekle alınması mümkün olmayan bu 600 ağaçlı hurma bahçesini, kendi rızası ile fukaraya verdiren nedir?

– O’nu böyle içtimai (sosyal) fedakârlığa sevkeden bu tesir edici sebebin memleket sathında bütün insanlarda kökleşip kuvvetlenmesi halinde nasıl bir netice doğar?

– Değil âhiretimiz, dünyamızın dahi intizama girmesi için bu müessire şiddetle muhtaç değil miyiz?

Sorular uzayabilir ama isterseniz son sorumuz şu olsun: -Ebu Talha’ya bu fedakârlığı yaptıran müeyyidenin aleyhinde bulunmak, bu duygu ve îmân kuvvetinin bütün insanlarda yerleşmesine mani olmayı düşünmek, fukaraya yapılan yardımın aleyhinde bulunmak kadar gayr-ı insani ve ahmakça bir düşünce mahsulü olmaz mı?”
Ahmed ŞAHİN

hikayeler-kıssalar kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BERAAT GECESİNİN ÖNEMİ

Şaban ayının 15. gecesidir. Tefsirlerde Kur’an-ı kerimin, Levh-il-mahfuza bu gece indirildiği bildirilmektedir. Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki:
(Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu [Kur’anı] mübarek bir gecede indirdik. Elbette biz insanları uyarmaktayız.) [Duhan 2,3]

Her sene, Şaban ayının on beşinci Berat gecesinde, o senede olacak şeyler, ameller, ömürler, ölüm sebepleri, yükselmeler, alçalmalar, yani her şey Levh-i mahfuzda yazılır. Resulullah efendimiz, bu gece, çok ibadet, çok dua ederdi.

Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman Resulullah efendimiz buyurdu ki:
(Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim.) [Nesai]

Âişe validemiz buyuruyor ki:
(Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şabanın tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari]

Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(Berat gecesi göklerin kapıları açılır, melekler müminlere müjde verir ve ibadete teşvik ederler.) [Nesai, Beyheki, A, Münziri]

(Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace]

(Şaban ayının 15. gecesi, rahmet-i ilahi dünyayı kaplar, herkes affolur. Ancak haksız yere müslümanlara düşmanlık besleyen ve Allahü teâlâya ortak koşan mağfiret olunmaz.) [Beyheki]

(Berat gecesini ganimet, fırsat biliniz. Çünkü belli bir gecedir. Kadir gecesi çok büyük ise de, hangi gece olduğu belli değildir. Berat gecesinde çok ibadet ediniz. Yoksa kıyamette pişman olursunuz.) [S. Ebediyye]

(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi]

(Şabanda üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.) [Ey Oğul İlmihali]

(Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı gecesi.) [İ.Asakir]

(Cebrail aleyhisselam gelip, “Kalk namaz kıl ve dua et! Bu gece şabanın 15. gecesidir” dedi. Bu geceyi ihya edenleri Allahü teâlâ affeder. Yalnız, müşrik, büyücü, falcı, cimri, kinci, müşahin, içkici, faizci ve zaniyi affetmez.) [Taberani] (Müşahin, bid’at ehli demektir.)

(Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, reddolmaz. Ramazan ve Kurban bayramının birinci gecesi, Berat ve Arefe gecesi.) [İsfehani]

(Allahü teâlâ Berat gecesinde, kâfirler hariç, müminleri mağfiret eder. Kindarları da, bu huylarını bırakıncaya kadar mağfiret etmez.) [Taberani, Beyheki]

(Allahü teâlâ, Şabanın 15. gecesinde müşrik ve müşahin hariç herkesi affeder.) [İbni Mace]

(Allahü teâlâ, Şabanın yarısının [Berat] gecesinde, dünya semasına tecelli eder. Benikelb kabîlesinin koyunlarının kıllarından daha çok kimsenin günahlarını affeder.) [İbni Mace, Tirmizi]

(Dört gecenin gündüzü de gecesi gibi faziletlidir. Allahü teâlâ, o günlerde dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar: Kadir gecesi, Arefe gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi ve günleri.) [Deylemi]

(Allahü teâlâ, Şaban ayının 15. gecesinde rahmetiyle tecelli ederek kendisine şirk koşan ve Müslüman kardeşine kin güdenler hariç herkesi affeder.) [İbni Mace]

(Allahü teâlâ şu dört geceyi hayırla süsler: Kurban Ramazan bayramı gecesi, Arefe gecesi Şabanın yarısının [Berat] gecesi ki, onda eceller, rızıklar yazılır.) [Deylemi]

(Salih akrabayı terk eden, ana babaya asi olan Berat gecesi affa kavuşamaz.) [Beyheki]

İçki içmek, cimrilik, kin gütmek, ana babaya isyan gibi günahları işleyen kâfir olmaz. İmanı düzgün ise, günahlarının cezasını çektikten sonra Cennete girer. Sevapları günahlarından daha çok ise Cehenneme girmeden de Cennete gider.

Bu geceyi ganimet bilmeli, tevbe istiğfar etmeli, kaza namazı kılmalı, Kur’an-ı kerim ve ilmihal okumalı, bilhassa ilim öğrenmelidir. En kıymetli ilim, doğru yazılan ilmihal bilgileridir.

Peygamber efendimiz Berat gecesinde, (Allahümmerzuknâ kalben takıyyen mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve şakiyyen) duasını çok okurdu. (R.Nasıhin)

Hazret-i Âişe validemiz, (Ya Resulallah, Allahü teâlâ seni günah işlemekten muhafaza buyurduğu halde, neden Berat gecesinde çok ibadet ettin?) diye sordu. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Şükredici kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.) [Gunye]

Nafile ibadetlerin sevabına kavuşabilmek için, ehl-i sünnet itikadında olmak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek, farzları kusursuz yapmaya çalışmak, o ameli ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır.

Hasan-ı Basri hazretleri, Şabanın 15. günü, sanki mezardan çıkmış gibi, yüzü çok solgun görülürdü. Bu üzüntünün sebebini sorduklarında buyurdu ki:
(İlm-i yakîn ile biliyorum ki, günahım vardır. Günahım affedilmezse, sevaplarım da kabul edilmezse, hâlim nice olur diye korkumdan benzim sararıyor.)
dinimizislam.com

 

güncel konular kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Allah Kullarını Biz Farketmesek de Korur

Zünnu-i Mısri’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir :
Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor. Çok korkmuştum. Beni onun şerrinden koruması için Cenab-ı Hak’ka sığındım. Akrep nehre geldiğinde, sudan büyük bir kurbağa çıkıp akrebe doğru geldi. Akrep kurbağanın sırtına binip suyun üzerinde yüzüp gittiler. Bu bana çok şaşırtıcı gelmişti. Ben de onların nehrin kenarında takip ettim. Nehrin karşı yakasına geçtiklerinde, akrep kurbağayı bırakıp dalları büyük, gölgesi çok olan bir ağacın yanına gitti.
Bir de baktım ki, ağacın altında Allah’a asi bir genç mışıl mışıl uyuyor. Kendi kendime: “La ha’vle vela kuvvete illa billah. Bu akrep nehrin ötesinden buraya kadar, bu genci sokmak için geldi” dedim ve içimden, akrep gence yaklaştığı zaman hemen akrebi öldürmeğe karar verdim. Akrebe yakın bir yerde durdum. Bir de baktım ki karşıdan büyük bir yılan, genci öldürmek için, gence doğru geliyor. Bu sırada akrep yılanın üzerine hücum etti ve başını sokmaya başladı. Akrep yılanın ölmesine kadar başını sokmaya devam etti. Yılan öldükten sonra akrep nehre döndü.Kurbağa da onu orada bekliyordu. Akrep tekrar kurbağaya binip nehrin öte yanına geçti. Ben de arkalarında bakakaldım.
Sonra gencin yanına geldim, o hala uyuyordu, akabinde baş ucunda kendi kendime şöyle dedim :
– Ey uyuyan genç; Allah seni, sen fark etmesen de karanlığın içindeki her türlü kötülükten korur. Sen uyusan bile Allah uyumaz. O kullarına çok merhametlidir. dedim.
Genç benim bu sözlerim üzerine uyandı ve başından geçen olayları kendisine anlattım. Genç hemen tevbe etti. Bütün yapmış olduğu kötü davranışlarından vazgeçip, iyilerden oldu ve ölünceye kadar hayatı böyle devam etti. Allah ona rahmet etsin.
Kaynak : Ahmed Şihabuddin El-Kalyubi’nin,”Dini Hikayeler” adlı kitabı.
Sayfa : 166
Çeviren : Hüseyin Erdoğan.

hikayeler-kıssalar kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

GÖKTAŞI(PERİŞAN) KURABİYE

goktasikurabiye

 

 

 

 

 

 

 

MALZEMELER:

1 pk. oda sıcaklığında margarin

2 yumurta

1,5 su bardağı toz şeker

1 pk. kab. tozu

1 çay bardağı ıslatılmış kuru üzüm

1 çay bardağı küçük küçük doğranmış kuru kayısı

1 çay bardağı iri çekilmiş fındık ya da ceviz

Aldığı kadar un(4,5-5 su bardağı kadar)

YAPILIŞI:

Yumurtalar ve şeker iyice çırpıldıktan sonra margarin de eklenip krema haline getirilir.Sonra azar azar un  ve kab. tozu ilavesiyle ele yapışmayan ama yumuşak bir hamur yapılır.Hamura kuru üzüm,kayısı,fındık da eklenip tekrar yoğrulur.Yapılan hamurdan parçalar koparılarak düzeltilip şekil verilmeden az yağlanmış tepsiye aralıklı dizilir,hafif pembeleşene dek pişirilir.AFİYET OLSUN!

 

 

kurabiyeler kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

EY BENİM HİÇ DARILMAYANIM…

 

allah

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ey beni en en çok sevenim..
Ey beni en en çok kollayıp-gözetenim..
Ey sesimi hep duyanım! Yaralarımı saranım..
Eyy hiç darılmayanım! Çağırınca koşarak gelenim!

Ey bana benden yakınım! Ey beni en çok bilenim!
Ey en çirkinimden sonra bile “gel” diyenim!
Eyy! Dünya terketse, hiç terketmeyenim!
Ey en en vefalım..Ey Sevgili, en sevgili! Meded!..

Ahh.. Ey kadrini hiç bilemediğim!
Ahh.. Ey nefsimin ilk şahlanışında bir kenara ittiğim..
Ahh.. Ey “Sendeyim” deyip, ülfetlerde kaybettiğim!
Ahh.. Ey “Yalnız Sana…” deyip, gayrısına kulluk ettiğim..

Ahh Sevgili! En en Sevgili..
Ahh ya Vedud! Ya Rahim! Ya Sabur…
Ahh ya Tevvab! Ya Afuvv..
Ahh ya Rabbi! Ahh ALLAH ım ALLAH ım!
Tut sana müştak yüreğimi, affet beni….

Necip Fazıl Kısakürek

islamgul.com

şiirler kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »