“Babacığım bir daha hayvan kesmeyelim!”

5 yaşındaydılar ikiz kızlarım. Halil Dedelerinin evinin bahçesinde, keçinin kurban edilişini seyrederken ağlamaya başlamışlardı. “Baba, bir daha hayvan kesmeyelim, yazık oluyor onlara” diyordu her ikisi de.

Hiçbir şey söyleyememiştim. Bir yanıtım yoktu o an. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestirememiştim. Kurban kesmek yanlış değildi. Belki de yanlış olan çocukları hazırlıksız bir biçimde bu âna şahit etmekti. Daha önceden, hayvanın kesilişini çocuklara gösterip gösterme konusunu hiç düşünmemiştim. Onları buna hazırlamamıştım. Babalığın ve anneliğin okulu yoktur. El yordamıyla, yanlışlardan sonuçlar çıkararak öğreniriz ebeveynliği. Veya öğrenemeyiz.

Ağlayan bir çocuğa önce sarılmak gerekir. Sarılarak ona güvenli bir sıcaklığın içinde olduğunu hissettirmek. Her şeye rağmen dünya böyle bir yer çünkü. Sonra da konuşmak.

O an tek yapabildiğim sarılarak onları teskin etmekti. Akıllarını teskin edecek yanıtım yoktu. Ama bir yanıt bulmalıydım. Gerçekten bir hayvanı kesmek acımasızlık mıydı? Hayvan acaba bizim zannettiğimiz gibi çok mu acı çekiyor muydu? Kütüphanemdeki kalın ciltli çocuk psikiyatrisi kitabını açtım. Şu an bu halime tebessüm ediyorum. Böyle bir sorunun yanıtını psikiyatride aramak çok safça bir davranıştı. Hayatla ilgilenen psikiyatri kitapları yok denecek kadar azdı. Ben yine her zamanki kaynaklarıma müracaat etmeliydim.

Birkaç hafta zihnim Zeynep’le Serra’nın üzüntüleri etrafında döndü durdu. Gitgide bir sonuca varmaya başlamıştım. Empati yoksunluğu bir insanı ne kadar katılaştırırsa aşırı empati de o kadar duyarlı hale getirerek kırılganlığını artırır. İnsanlar -özellikle yetişkinler- ölen hayvanın yerine imgelem dünyalarında kendilerini koyuyor ve bundan yola çıkarak; kesilen hayvan değil de kendileriymişçesine hayvanın çok acı çektiğini zannediyorlardı. İşte bu aşırı empati idi. İnsanın aklı ile geçmiş ve gelecek bilgisi, onun acı çekme potansiyelini binlerce kat arttıran önemli bir faktördür. Akılda tutulması gereken nokta; kesilenin insan değil, bilinci ve algılamaları çok dar ve kısıtlı bir hayvan olduğudur.

Bunu beş yaşındaki Zeynep ve Serra’ya nasıl anlatmalıydım? Neyse ki her zamanki gibi bir melek kalbime ihtiyacım olan fikri fısıldadı. Bir gün otururken bir bıçak getirdim mutfaktan. Serra’ya “ Üzerindeki hırkayı çıkarabilir misin, size bir şey anlatmak istiyorum” dedim. İkiz çocuk sahibi olmanın sonuçlarından biri hemen tezahür etti. Zeynep itiraz etti. “Neden ondan istiyorsun, ben de hırkamı çıkarmak istiyorum.” “Peki” dedim. “İkiniz de hırkalarınızı çıkarır mısınız?” Çıkardılar. Ben de elimdeki bıçağı hırkanın üzerine tuttum ve dedim ki: “Şimdi ben bu hırkayı keseceğim. Sizce hırkanın canı acır mı?” İkisi de güldüler. Çok komikmişim, hiç hırkanın canı acır mıymış, onun ruhu yokmuş ki.

Açıklamam şöyle devam etti: “Bıçakla kestiğimizde hırkanın canı acımıyor değil mi? Halil Dedenizin bahçesinde kestiğimiz keçi vardı ya, işte onu kesen amca tam bıçağı keçinin boynuna değdirdiği anda Yaratıcımız keçinin ruhunu alıyor ve cennete koyuyor. Yani keçinin canı bizim zannettiğimiz kadar çok acımıyor. Yanlış anlamayın, hırka gibi hiç acımıyor demiyorum ama sizin zannettiğiniz kadar da acımıyor.”

Gelecek itiraz belliydi. Onların itirazına pabuç bırakmadan devam etmiştim. “Şunu sorabilirsiniz: Keçi kesilirken neden çırpınıyor? Çırpınması illa da canının çok acıdığı anlamına gelmez. Bazen bizim araba da sallanıyor, çünkü çalışmasında sorun oluyor. Ya da bazen ben aniden fren yapınca sallanıyor ya, bu arabanının canının acıdığı anlamına gelmiyor değil mi? Siz hiç duydunuz mu bizim arabanın ‘aaaa canımı acıtıyorsun ama, böyle fren yapma’ dediğini. Keçinin boynunda beyninden çıkan sinirler var. Bıçakla bu sinirler kesilince beyindeki bir mekanizma harekete geçiyor ve hayvan çırpınıyor. Keçinin çırpınması canının çok çok acıdığı anlamına gelmiyor. Bu doğal bir tepki.”

Açıklamam kızlarımı tatmin etmişti. Üstelik bundan onlar kadar ben de yararlanmıştım. Artık her kurban kesişimizde bu açıklama gelir aklıma. Bir meleğin hayvanın ruhunu teslim aldığı gelir gözümün önüne. Hayvanın ruhunun o bedenden kurtulduğunu, kesilenin aslında hayvanın kendisinin değil beden elbisesinin olduğunu aklımdan çıkarmam. Hayvanın debelenmesinin de omuriliğinin kesilmesine bağlı olduğunu unutmam. Böyle olmasını O’nun sonsuz merhametinin gerekli kıldığına inanırım. Her şeyin sahibi O ise, O sahibi olduğu varlıklara karşı merhametlidir. Ve hâlâ kızlarımla her kurban bayramında bir kere daha bu konuyu konuşuruz. Tekrar tekrar.

Belki sizin de hayalinize gelir bu imge. Bıçakla kesilen varlığın akıl sahibi olmadığı, bilinç ve farkındalığının ise insana göre çok sınırlı olduğu da zihnimizin bir yerinde durmalıdır. Empati yapmamak kadar aşırı empati de zararlıdır çünkü.

Ve yaşamda bana çok yol gösteren bir cümle daha gelir kalbime:

“O’nun merhametinden fazla merhamet, merhamet değildir.”

mustafaulusoy.com

makaleler kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: