Ramazan çekirdeğimizi iyi besleyelim

MEMNUNİYETSİZLİK HASTALIĞININ YAYGIN OLDUĞU ZAMANIMIZDA; Ramazan Risalesi’nin başlarında, Bediüzzaman Ramazan-ı Şerif’teki oruç için “Cenab-ı Hakkın nimetlerinin şükrüne bakar” diyor.

Şükürsüzlük bu zamanda çok yaygın… Bu zamanın insanı; ya çok mutlu ya da çok üzgün; boncuk bulsa seviniyor, boncuğunu kaybetse neredeyse intihar edebilir bir hale geliyor; sadece birşeylere sahip olduğun da “Yaşama Sevincinden” bahsediyor. Halbuki; asıl yaşama sevinci; memnun olmaktır, gözlerinin içinin gülmesidir, yaşadığı dünyada memnun olarak yaşamaktır. Memnuniyetin özünde razı olmak vardır, yaratılan her olayda sayısız güzellikler olduğunu anlamak vardır, olayları doğru değerlendirip herşeyde şükredecek bir nokta bulmak vardır. Ve Cennette öyle bir kapı vardır ki; şükredenlerin sorgusuz girecekleri… Şükür kapısı…

Rahmetli Yaratıcımızın, biz kullarından istediği en önemli iş şükretmemiz. Ve Rabbimiz bize; şükredersek nimetini artıracağını, şükretmezsek azabının çetin olduğunu söyleyerek bizi ikaz ediyor. Yani nimetlerin bizde artması, şükre bağlanıyor.

Şükür sadece herşeyi nimet olarak görmek değildir; nimetin içindeki in’amı görmektir yani özel nimetlendirildiğini, o şeyin sana özel gönderildiğini bilmektir. O halde şükretmiyorsak; nimetleri yalanlıyoruz, inkar ediyoruz demektir. Rahman Suresi’nde 31 defa Rabbimiz “Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” buyuruyor. 31 ayette; nasıl böyle birşey yapabilirsiniz, böyle birşey nasıl yapılır diye bize soruyor. Güneşin, ayın, dağın, taşın, etrafımızda ne görüyorsak; hepsinin bize söylediği, “Sen şükür için yaratıldın, o halde şükret”tir.

Enva-i çeşit rızkın bulunduğu kainatta; rızkın da rızık olması, rızıklığının devam etmesi yine şükürle mümkündür. Eşimiz, evimiz, sevdiklerimiz, hayatımız vs..hepsi bizim rızıklarımız. Bunlara şükredemediğimiz zaman; hepsi bizim için yük ve ağırlık oluyor; zamanla bize külfet haline geliyor. Bu kadar geniş rızkın varlığı; şükrümüzü yeniden yeniden tazeleyelim diye. Ama bizler çok cüz’i, negatif hallere takılıp; şükürsüzlüğü başarabiliyoruz. Hayatlarımızdaki negatif şeylere odaklandıkça; şükür, bu kadar negatif şey arasında çok zor aranıp bulunabilecek bir hal oluveriyor. Elimizdeki büyük büyüteçle negatif olaylara bakmak yerine; etrafımızı saran şükür gerçeğine nazarlarımızı çevirmek gerek yani şükretmeyi öğrenmek gerek, üşenmeyip tembellik etmeyip her olaydaki kocaman şükür ayetlerini farketmeye çalışmamız gerek; çünkü bu, insanın en önemli vazifesi; nefsin ve şeytanın bizi bu vazifeden engellemesine izin vermemek lazım.

Nasıl ki, bizi ürküten bir olay olduğunda anında bir his geliyor ve korkuyoruz; bizde şükretmek öyle bir hale gelmeli ki; bir nimeti gördüğümüzde iliklerimize kadar şükreder hale gelmeliyiz. Günlerce aç kalan birinin, yemek gördüğünde sevinmesi haletini yaşamalıyız; şükrederek her olayla Rabbimizle bağlantıyı kurmalıyız.

Her nimet bizi şükre irşad ediyor; âlemde sayısız mürşid var; kainat kadar mürşidimiz var. Negatif şeylerden zihnimizi çekip, sayısız olan bu ayetlere bakıp şükredebilirsek, o mürşidler bize hayatın lezzetini tattıracaklar. Fakat şükretmez isek; o mürşidlere mürid olamıyoruz demektir.

İşte tuttuğumuz ORUÇ da, şükrün çeşitlerinden birisidir. Oruç; Rabbimizin nimetlerinin şükrüne bakar. Sayısız nimetlerle donatıldığımız halde; nefsimiz gafletle, bu sayısız nimetleri görmüyor. Fıtratlarımız şükre ayarlı; ama nefisler şükre değil, gaflete eğilimli. Bundan dolayı Rabbimiz, kullarını terbiye edecek vesileler yaratıyor. İşte orucun da bizlere en büyük hediyesi; bizde şükrü uyandırması olacak. Hayatımızın en büyük vazifesinden birisi şükür ise; demek oluyor ki, orucun bize şükretmeyi nasip etmesi için Rabbimizden duacı olacağız. Bu sayılı aç kalınan günler; sayısız tok geçirilen günleri hatırlatacak ve bize şükrettirecek. Ya da biz tokken açlık içinde olanların halini anlamamızı sağlayacak. Ya da diğer tüm yaratılanları düşünmemizi.

Şeytanın; “Kullarını öyle yoldan çıkaracağım ki, onları şükreder vaziyette bulamayacaksın” demesine karşı adeta şükür bağımlıları olmamız gerekiyor. İşte oruç; şükür için bir anahtar; şükrün anahtarını elde etmek için oruç tutuyoruz. Gerçekten aç olanımız neredeyse yoktur yani mecburen aç değiliz; alışık olduğumuz tüm nimetler için oruç tutuyoruz. Oruç ile; her sabah alışık olduğumuz kahvaltımızdan yoksun olduğumuz gibi; bir gün kalktığımızda her sabah bize gülümseyen güneşten de yoksun olabileceğimizi; bir gün çok sevdiklerimizden ayrı düşebileceğimizi, sağlığımızı kaybedebileceğimizi vs.de anlıyoruz. Böyle böyle tefekkür ederek; nefislerimiz de de anlarız belki bir parça kuru ekmeğin dahi değerli olduğunu; o kuru ekmek için de tüm kainatın çalıştırıldığını. Ve bu şükür tefekkürleri neticesinde insan öyle bir hale gelebilir ki; “bu nimet” diye hatırlamaya, düşünmeye gerek kalmadan, gayret etmeden şükreder.

Evet, Ramazan şükür taliminin yaptırıldığı bir ay… Manevi havanın değiştiği bir ay… Bahar yağmuru gibi Ramazan… Allah’ın bütün duygularımızı, kalbimizi, sırlarımızı açtığı bir ay…

Ramazan çekirdeği, tüm sene boyunca patlayacak… Bizim onu ne kadar beslediğimize bağlı olarak… Ramazan’ımız nasıl geçmiş ise, tüm senemiz Ramazanımız gibi olacak.

Rabbim; oruçlarımızı, hakiki şükre ulaşmanın vesilesi yapsın. Şükürle nimetleri artan kullarından eylesin; şükürsüzlüklerimizi de affetsin, örtsün, mağfiret etsin; şükürsüzlük fakirliğinden bizi kurtarsın, şükrün içindeki manevi hazinelere bizi ulaştırsın.

Zehra Sarı

karakalem.net

Reklamlar
makaleler kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: