HARİTAYI BİRARAYA GETİRMEK

BABANIN ELİNDE kumanda, kanal kanal geziyor, program program dolaşıyordu. Gerçekte o mu kumandayı idare ediyor, yoksa kumanda ile o mu uzaktan idare ediliyor belli değildi. Belli olansa yanda duran çocuğun ilgi istediği idi. İkide bir, bir şeyler söylüyor, dikkate çekecek davranışlarda bulunuyordu. Çocuğu bir şekilde savuşturuyordu baba.

Çocuğun mızmızlıkları devam edince TV’den başını kaldırıp bir çare buldu; dünya haritasını yırtıp çocuğun önüne koydu; bunları birleştir.

Oh artık, TV’sine dönebilir istediği programı rahatça seyredebilirdi. Çok zaman geçmedi ki çocuğun yine sesi duyuldu; yaptım baba. Nasıl olurda bu kadar kısa sürede yırtılmış dünya haritasını bir araya getirir, bir nevi yapbozu tamamlayabilirdi. Şaştı, şaşkınlıkla sordu, nasıl yaptın oğlum?

Çok kolaydı; haritanın arkasında adam resmi vardı, adamı bir araya getirince dünya da bir araya gelmiş oldu. Dünya kadar mana adamın başına yıkıldı, TV’yi kapatıp düşünceye daldı.

Bir adam bir dünyaya, bir âleme bedel; insan düzelmedikçe dünya da düzelmeyecek. Parçalanmış, bölünmüş, dağılmış dünyaya bir araya getirecek, çocuk masumiyetindeki insandır. İnsanı öncelemeyen, aklı kalbi doyurmayan, duyguları tatmin etmeyen, zihni zenginleştirmeyen işler, dünya dolusu oyuncaktan ibarettir.

Bir çocuk ki masum; lüzumsuz, afakî, malayani bin dünyaya ve dünyaya ait meselelerden üstündür. İçinde âlemler dürülü masumu ilgisizliğe terk etmek; dünyanın dağıldığı, zihnin karmaşıklaştığı, fikirlerin ferasetten uzaklaştığına işaret.

Çocuk terbiyesi, kişinin kendini ele veren bir turnusol; ağaç ne ise meyve de odur.

Dünyaya nizamat vermek isteyenler, bir çocuğun nazını çekemiyorlarsa daha ilk adımda tökezlemişlerdir. Sahte suretler, silik sözler, cilalı cümleler bir işe yaramaz; bir kulaktan girer diğerinden çıkar.

Can yanında dururken, suretlerden bilgi dilenmek ne can sıkıcı bir hal.

Gerçekte hangisi yapbozu toplamaktadır; kanallara bölünmüş, programlara dilinmiş, zihni karmaşıklığa düşmüş, duygu dağılımına duçar olmuş, kalben karışık, aklen kopuk baba mı; zinde bir zihine sahip, masumiyetiyle kalbi aydınlığa yitirmemiş, akıl kalp ayrılığına düşmemiş, fikri feraseti kaybetmemiş çocuk mu? Bu zaviyeden bakınca hangisi büyük, hangisi küçük?

Dünyayı değiştirmek gibi bir sorumluluğumuz yok fakat önce kendimizi sonra en yakın canları değiştirmek, olgunlaştırmak gibi sorumluluğumuz var; var olan mesuliyet varken sonraki işlerde kaybolmak kendini de dünyayı da düzeltememek. İyi bir insan, ahsen bir takvim, güzel bir örnek, doğru bir rehber olunursa; yetiştirilen çocuklar, yetiştirilen insanlar bir gün dünyayı da fetheder.

Kanallar kapanmış fakat adamın düşünce kanalları açılmıştı; yapmadıklarını gözden geçirip yapması gerekenlerin programını yapıyordu iç dünyasında. İç haritayı bir araya getirmeden, bütün ve kâmil insan olmadan; ne çocuk yetişirdi, ne de dünya düzelirdi.

Kalktı ve çocuğu kucakladı, dünyalar onun olmuştu.

Hüseyin Eren

karakalem.net

makaleler kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: