ŞİŞ ÖRGÜSÜ PATİK

Allah’ın selamı,rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Öncelikle şişe 17 ilmek atalım.Bir sıra ters örgü(haroşa) yapalım.Sonraki sırada ilk sekiz ilmeği yine haroşa örüp şişe ipimizi bir kez dolayalım yani bir artırma yapalım.1 ilmek yüz örgü yapıp tekrar 1 artırma yaparak kalan sekiz ilmeği yine haroşa örelim.Örgümüzün ters yüzünü yine hep ters örgü(haroşa) örelim.Düz yüzde tekrar 8 haroşa bir artır 3 yüz örgü 1 artır,8 haroşa.Bu şekilde orta kısımda artırdığımız ilmeklerin sayısı 15 oluncaya dek devam edilir.(1.resim)

Gelelim ikinci resme.Örgünün düz yüzünde artık 8 ilmeklik kısmı farklı bir renkle öreceğiz.8 haroşa ör,krem ipe geç,şişe ipi bir dola(1 artırma) sonra sıradaki 7 ilmek yüz örgü,1 artır,1 yüz örgü,1 artır,7 yüz örgü,1 artır.Yine renkli ipe geçilecek.Az önce örmeye başladığımız ipi uzatmıyoruz.Renkli ipimizin diğer ucuyla yapıyoruz bu tarafı.Artık örgümüzü iki renkli bir krem iple yürüteceğiz.Kalan 8 ilmeği haroşa öreriz.(2.resim)

Aynı şekilde düz yüzde orta kısımda artırmalarımıza devam ederiz.8.defa artırma yaparken renkli iple 8 haroşa krem iple 8 yüz örgü 1 artır,7 yüz örgü 1artır,1 yüz örgü,1 artır,7 yüz örgü 1 artır,8 yüz örgü,sonra da kalan 8 ilmek renkli iple haroşa yapılır.Arka yüzü tamamen ters örüp ön yüze geldiğimizde artık renkli iple 16 ilmek haroşa yapılır.(3.resim)

Bu şekilde orta kısımda 8.defa artırma yaparken şu sıra takip edilir:

16ilmek haroşa,8 ilmek yüz örgü,1 artır,7 ilmek yüz örgü,1 artır,1 yüz örgü,1 artır,7 yüz örgü,1 artır,7 yüz örgü,1 artır,8 yüz örgü,16 ilmek haroşa örülür.Sıradaki düz yüzde artık 24 ilmek haroşa yapılır.(4.resim)

Bu şekilde örgünün düz yüzünde 8 kez artırma yapılır.Bir sonraki düz yüzde şu sıra takip edilir:24 ilmek haroşa,7 ilmek düz örgü,sıradaki iki ilmek birlikte örülür.Sonraki 15 ilmek yine düz örgü,yine sıradaki iki ilmek birlikte örülür.Önümüzde krem ipten  6 ilmek  kalmış olması gerek.Ama onları örmeyip örgümüzü ters çevirip dönüyoruz.Artık patiğimizin taban kısmı oluşacak.Önceki sırada kesmeye başladığımız yere kadar gelip yine iki ilmek birden örüp tekrar döneriz.Bu şekilde sağ ve sol taraflardaki ilmeklerimiz bitinceye kadar devam edeceğiz.Yalnız aralıklarla üç defa iki ilmek yerine üç ilmek birden kesmiştim iki tarafta .Bu tabanın daha düzgün durması için.(sonuncu resim)

Sağ ve sol taraftaki ilmekler bitince şişimizde 17 ilmek kalıyor.Şimdi sağ ve sol kısımlardan 36 şar ilmek çıkaracağız.Bir taraftan 35 ilmek çıkarırsak daha sonra başlayacağımız 2 ilmek krem iki ilmek pembe örgü kısmı uygun düşüyor.Sağ tarafın ilmeklerini ayrı bir iple ayrı bir şişe geçirelim ve ipimizi koparalım.Sol tarafı üzerinde 17 ilmek bulunan şişimizin üzerine ekleyebiliriz,isterseniz o ilmekleri de başka  bir şişe geçirebilirsiniz .Şimdi toplam 88 ilmeğimiz olmalı.Üçüncü bir şişle bu 88 ilmeği ters örgü örüp örgümüzün düz yüzüne geliriz..Başlangıç ve sondaki 7 ilmeği hep haroşa öreceğiz.Sonraki ilmekler hep düz örgü olacak.7 ilmek haroşa ve 2 ilmek düz örgüden sonra pembe ipimizi de ekleyeceğiz iki ilmek öreceğiz.Sonra iki ilmek krem iki ilmek pembe böyle devam edecek.Bu şekilde her iki sıradan sonra iki sıra sadece krem iple öreceğiz.Ayak uzunluğunuza göre bu işlemler üst üste 13-14 pembe kutu olacak şekilde devam edecek.

 Şimdi geldik topuk kısmını yapmaya.Sadece krem iple ördüğümüz sıranın birincisinde ilk 36 ilmek örüldükten sonra 37 ve 38. ilmekler birlikte örülür ve dönülür,tekrar başa gelinir.Sonraki sıralarda da aynı işlemler tekrarlanır ta sol tarafta da 36 ilmek kalıncaya kadar.Şimdi toplam 73 ilmeğimiz kalmış olmalı.Örgümüzü  ters yüzü bize bakacak şekilde ikiye katlayıp tam ortadaki ilmeği bir tığa takıyoruz.Ön şişteki bir ilmeği arkadaki şişe geçirip tığımızı bu iki ilmeğin içinden geçirerek ip çıkarıp tığda bulunan ilmeğimizden de geçiriyoruz.Bütün ilmekler bitinceye kadar aynı işlemler tekrar edilir.Bilek kısmı bir sıra tığlanır.Patiğin üzeri istenildiği gibi süslenir.Kolay gelsin yapmak isteyenlere.

 

Reklamlar
örgüler kategorisinde yayınlandı. 20 Comments »

DÜNYA SINAV YERİDİR

 

Günümüzde ebeveynler olarak “Nasıl bir çocuk yetiştirme idealindeyiz?” Klasik cevaplar genelde: Başarılı, ne istediğini bilen, özgüven sahibi, iyi bir makam ve mevkiye sahip, gelir düzeyi yüksek, kariyer beklentisi yüksektir.

Geleceğimiz olarak gördüğümüz çocuklarımızın önüne her türlü imkanı ve fırsatı sermekten kaçınmamalıyız. Bütün düşüncemiz, çocuklarımızın iyi bir eğitim alarak iyi bir gelecek elde etmesidir.

Bunun için neler yaparız?

Çocuklarımızı sanal bir sosyal ortama yerleştiririz. Hayatı sanal ortamdan ve cam dışından gösteririz. Ayrıca bir cam fanus hazırlarız onlar için.

Sonra bir yarış içerisine sokarız. O yarıştan çok şey beklerken kaygı duymamasını, stres yaşamamasını isteriz. Çocuklarımızdan iyi bir eğitim için sadece ders çalışmasını, kurs görmesini, test çözmesini bekleriz. Bunun için gerekli olan her türlü ortamı da oluştururuz.

Evde, yaşadığı ve yattığı odada herhangi bir işle dahi meşgul olmasını istemeyiz.

Hayatı varsa yoksa ders ve test. Dört seçenekli ya da beş seçenekli bir seçim hakkı. Seçenekler bile başkaları tarafından düşünülmüş. Ben başka bir yol arasam, yeni bir çıkış yolu bulmak istesem bunu yapmam mümkün değil. Çünkü almam gereken bilgi, sahip olmam gereken bakış açısı ve seçmem gereken tercihlerim bana ait değil.

Ben sadece bir figüranım.

Dört ya da beş seçenekli olarak önüme sunulan tercihler aynı zamanda birkaç saatlik bir zaman dilimiyle sınırlı. Ben seçeneği de zamanı da sınırlı olan bu çalışma ile hayatımın yönünü belirleyeceğim.

Gerçekten hayat benim mi? Geleceğim bu birkaç saate bağlı öyle mi? Peki sizler annem, babam, akrabalarım, öğretmenlerim bana hayata dair ne verdiniz?

Tefekkür ederek bir mefkure sahibi olmayı mı, yaşadığım evde bir işin ucundan tutarak gerçekte karşılaşacağım ev hayatını mı, hep birilerinin isteklerine, beklentilerine göre yaşamayı ve boyun eğmeyi mi, toplum içerisinde olan ölüm, doğum, düğün, nişan, başarı-başarısızlık, sıkıntı-huzur, acı- neşe ve mutluluk durumlarıyla karşılaşıp nasıl hareket edeceğimi mi, ekrandan hayatı öğrenerek yine hayata ekranmış gibi bakmayı mı, neyi öğrettiniz ve ben neyi öğrendim biliyor musunuz?

 Hep Allah’dan söz ettiniz de beni hiç Allah ile tanıştırdınız mı? Sınav korkusu ve kaygısı yaşarken, SBS ve ÖSS ile gelecek planlaması yaparken hangi geleceği düşündük?

Hep “başarırsın” dediniz, başarısızlığın olabileceğini göstermediniz. Şimdi ben başarısızlık endişesi yaşamıyorum. Çünkü başarısızlık ölüm demek, ben var olma-yok olma yani ölüm korkusu yaşıyorum.

Öldükten sonraki bir yaşam varmış dediniz. Ona nasıl hazırlanacağımı hiç söylemediniz. Şimdiki SBS ve ÖSS ile herhalde öldükten sonraki yaşamı da kazanırım.

Hayat yalnız bir eğlence ve oyun, tıpkı internetteki oyunlar gibi. O zaman ben neden korku yaşıyorum?

Bana hep her şeyi verdiniz. İstediğimi aldınız, alamadığınız olmadı. Olamazdı da zaten. Yıkardım dünyayı, karartırdım hayatınızı biliyorsunuz. Bir sınavdan kötü aldığım zaman hayalleriniz yıkılır. İsterseniz hadi almayın.

Cam fanustan çıkınca topluma karışınca ne yapacağımdan emin değilim. Hayat benim etrafımda dönmüyorsa yandım.

Bir de “kul olmak” diye bir şey duyuyorum. Ben kimseye kul köle olmam. Mafya olurum, çete olurum, ama kul olmam. Neden olayım ki?

İnanıyoruz işte, daha ne yapayım yani. Sanki sizin benden bir farkınız mı var, sevgili büyüklerim. Oysa ilk önce yapılması gereken “kul olmak”. Allah’a kul olmak.

Kul olunca her iş rayına oturur. Kul olunca sıkıntılar da hastalıklar da belalar da bir çeşit nimet gibi görülür.

Dünyadaki hiçbir sınav benim yaşamıma yön veremez. İşte kul olmak var ya, o benim bugünüme, yarınıma, öbür dünyama yön verir. Sınavlar korku olmaktan çıkar. İyi bir eğitim alamamak korku olmaktan çıkar. Hayata bakış açımız, niyetlerimiz yön verir. Niyet hayır ise akibet de hayır olur.

 Neden iyi bir eğitim almalıyım? Allah için, onun kullarına yardım ederek Allah’ın rızasını, hoşnutluğunu kazanmak için.

Neden iyi bir meslek sahibi olmalıyım? Allah için, onun kullarına hizmet ederek Allah’ın rızasını, hoşnutluğunu kazanmak için.

Neden SBS ve ÖSS’yi kazanmalıyım? Allah için, birilerinin hayallerini gerçekleştirmek için değil, Allah (cc) yolunda hizmet edebilmek için.

Dünyadaki tüm olumsuzluklarla mücadele edebilmek için, insanlığa hayırlı hizmetler sunabilmek için, önce kul olmak, sonra kul olmak, daha sonra yine kul olarak hareket etmek gerekir. Böyle düşününce daha huzurlu ve mutluyum.

Taha Ömeroğlu

feyzdergisi.com

makaleler kategorisinde yayınlandı. 4 Comments »

DİLİMİZ NEREYE GİDİYOR?

Ahmet, computerımı startladın mı?

– Yoq oğlum, finishe gelmedim daha…

 – Sheyda! Nerde kaldın yha? Sınavın war hadi!

– Cıx, ben gelmicem.

 – Aishegül, shekil olmuşun, chatlaqsın sen!

 – Tmm arkadash, warsın gitsin…

“Burada ne oluyor!” diyorsunuz değil mi? Günümüzün hastalığı işte bu… Türkçeyi “Turkche”leştirme hastalığı…

Dil bir millet için her şey demektir. Bir millet kendi diliyle bağımsızlığını ilan eder, kendi diliyle var olur. Tarihi de dilinde gizlidir, kültürü de, adetleri de, hayata bakışı da… Bir millet ana dili sayesinde dünyaya “Ben buradayım!” diye haykırır. O dil giderse, kültür de gider, tarih de… Kültür giderse bir millet, millet olmaktan çıkmaya mahkûmdur.

 Şimdi geriye dönüp o güzel Türkçemize baktığımızda; ne kadar zengin ve güzel bir dil karşımıza çıkıyor. Öylesine sade, öylesine temiz, öylesine canlı… İnsanın kendi ana dili gibi olmuyor hiçbir dil. Ana dilini gözü gibi koruması gerek her bir bireyin. Çünkü o “dil”, sadece bir dil değil; bir milletin geçmişi ve geleceği. Dünü, bugünü, yarını…

Eğer bize ait bir dilimiz varsa bu dünyada, özgürlüğümüzün bir simgesidir bu. Kendimizin bir güvencesi, milletimizin var olma gücü. Kendi kendimizi dünyaya anlatma biçimimizdir dilimiz; yüzyıllardır süregelen o zengin kültürümüzün temelidir.

 Bir düşünün bakalım; eğer şu an Türkiye’nin kendine ait bir ana dili olmasaydı; sömürge devletler gibi, zorla kabul ettirilmiş bir veya birkaç dilimiz olsaydı. Birimiz başka bir dil konuşsaydık, birimiz başka bir dil. O zaman halimiz ne olurdu? O haldeyken kültürümüzü mü öğrenebilirdik sizce? Veya tarihimizi, inançlarımızı, o değerli atalarımızın bize miras bıraktıkları sözleri, düşünceleri öğrenebilir miydik? Yüzyıllardır süregelen bu zengin kültürel, tarihi birikimimiz olur muydu? Tabi ki hayır! Çünkü her ne kadar küçük bir şeymiş gibi gelse de bize, dil bir milletin var olma nedenidir. İletişim onunla sağlanır çünkü. Geçmişten geleceğe bir köprüdür. Kuşaklar arası bir bağdır. Bir simgedir dil, özgürlüğün simgesi…

 Bir millet, başka bir milleti sömürgesi altına almak istediğinde, yaptıkları ilk iş; o milletin ana dillerini yok etmektir. Çünkü biliniyor ki; dil giderse kültür gider. Kültürsüz bir millet de bu dünyada var olamaz… Kaç dil silinmiştir yeryüzünden, sırf bunun yüzünden; silinmeye de devam ediyor ne yazık ki!

Mesela Orta Asya ülkelerinin çoğunda resmi dil Rusçadır. Ve günden güne de o ülkelerin ana dilleri körelmektedir. Mesela bir Kazakça dili bozulmuştur bugün, Özbekçe, Kırgızca dilleri yavaş yavaş silinmektedir yeryüzünden veya tamamen değiştirilmektedir.

Mesela Afrika ülkelerinde ana dili olmadığı halde resmi dil İngilizcedir; çünkü sömürge altındadırlar o ülkeler. Ya da Cezayir’de kendi dillerinden çok Fransızca ön plandadır; o da sömürge dönemi yaşadığı için. Ve bu milletlere baktığımızda tek bir ortak yanları çıkar karşımıza; sömürge dönemi yaşamış olmaları… Yani başka bir milletin o milleti yok etme çabası…

Şimdi kendimize çevirelim yüzümüzü. O güzel Türkçemize dönelim. Son zamanlarda Türkçeyi öyle anlamsız bir hale sokuyorlar ki; Türkçe mi, İngilizce mi, Fransızca mı belli değil… Gençlere bakıyoruz, “hoşça kal” demeye üşeniyorlar resmen. Onun yerine “Bye!” diyorlar. Bye ne oluyor da ana dilimizden üstün oluyor?

 Sadece “tamam” diyecekken “okey” veya “ok” demek de neyin nesi? Ş’yi “sh”, Ç’yi “ch” diye yazmak da nerden çıktı? Biz hangi dili konuşuyoruz? İngilizce mi? Türkçe mi? Sokaklarda, caddelerde tabelalara baktığımızda hangi ülkede olduğumuzu unutuyoruz adeta! Yok “Cafe la London”, yok “Dönerchi”, yok “Lavash”… “vishne” ne İngilizce, ne Türkçe! O zaman ne? Uydurma bir dil! Yani bozulmaya mahkûm olmuş bir dil. Bizim dilimiz; Türkçemiz! Atalarımızdan yüzyıllardır miras olarak aldığımız, gelecek nesillere de miras olarak bırakacağımız o güzeller güzeli Türkçemiz! Elimizden ağır ağır çekiliyor, dilimiz. Artık buna bir “DUR” demenin zamanı gelmedi mi sizce de? Dilimize sahip çıkalım. Nerde olursak olalım, ister internetteki konuşmalarımızda, ister günlük konuşmalarımızda o güzel Türkçemizin kalbini kırmayalım, onu koruyalım!

Hümeyra KARAGÖZ

Altınoluk Dergisi 2010 Şubat Sayısı

güncel konular kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

SUSAMLI KURABİYE

susamlı kurabiye

MALZEMELER

250 gr. tereyağ(oda sıcaklığında)

1 yumurta sarısı

Yarım çay bardağı sirke

1 tatlı kaşığı tuz

1 tatlı kaşığı şeker

1 paket kabartma tozu

Aldığı kadar un

ÜZERİ İÇİN

1 yumurta akı

Susam

YAPILIŞI

Kulak memesi kıvamında bir hamur yapılarak yarım santim kalınlığında açılır.Kalıplarla kesilerek hafif yağlı tepsiye aralıklı dizilir.Üzerine bolca yumurta akı sürülüp susam serpilir.Orta ısılı fırında içi kuruyuncaya dek pişirilir.Afiyet olsun!

kurabiyeler kategorisinde yayınlandı. 6 Comments »

PEMBE BEYAZ TIĞ İŞİ LİF

Yeterli sayıda zincirin üzerine 45 kutucuk yapılarak başlanıyor.Dönüşlerde altı zincir çekiliyor.İpleri hiç kırmadan zincirlerle  üst sıralara çıktım.Yapmak isteyenlere kolay gelsin.

örgüler kategorisinde yayınlandı. 4 Comments »

KATIKSIZ İMANI YAŞAMAK

İnsanlarda asıl sorun Allah’a kesin bilgiyle imandır; iman ve itaat ana iskeleti oluşturur. Allah’a karşı muhabbet, Allah’ı çok sevmek, Allah’tan çok korkmak ve ahirete iman… Hiç kimse tatmin bulmuş melekler gibi olamaz; insanın birçok eksiği vardır. İnsan eksiklerini unuttuğunda ise kendini üstün görmeye başlar.

Yüce Allah, “İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?” (Ankebut Suresi, 2) buyurur ve kullarına dünya hayatındaki imtihanı haber verir. Allah insanlardan gerçek ve samimi bir iman ister. Bu ise kişinin yalnızca “ben inanıyorum” demesiyle elde edilemez. İnsanın dünyadaki sorumluluğu, Allah’a ve ahirete iman etmek, Kuran’da tavsiye edilen güzel ahlaka sahip olmak, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için çaba göstermektir. Allah’a gerçek anlamda iman ettiğini söyleyen insan, şeytanın saptırmaya yönelik tüm çabalarına rağmen doğru yoldan dönmeyeceğini, nefsinin bencil tutkularını Allah’ın hoşnutluğundan önde tutmayacağını da kanıtlamalıdır. Bunu ise karşılaştığı olaylar karşısında gösterdiği tepkilerle ortaya koyacaktır. Allah, “işittim, iman ettim” diyerek dini yaşamayı kabul eden insanın karşısına sabır gerektiren birtakım zorluklar çıkaracak, sergilediği davranışlarla da onu imtihan edecektir.

Bazen rahatlık ortamı, zorluk durumlarına göre daha büyük bir imtihan vesilesidir. Zorluk zamanlarında akıl ve şuur açıldığı için, insanın Allah ile olan manevi bağlantıyı koruması daha kolaydır. Ancak önemli olan, insanın Rabb’i ile bağlantısının her koşulda kesintisiz olmasıdır.

İmtihan anları Allah’a sevgimizi ve inancımızı kanıtladığımız zamanlardır. Bir Kur’an ayetinde, “…Onlar Allah’ı unuttular; O da onları unuttu…” (Tevbe Suresi, 67) buyrulur. İmtihan olmamız, Allah’ın bizi unutmadığının işaretidir.

İmanın kuvveti oranında, insanın samimiyetle dini yaşaması da kolaylaşır. Ancak imanı zayıf kişinin aklı da zayıf olur. Olaylara hatalı bir bakış açısına sahiptir; çok çabuk öfkelenebilir, çabuk üzülebilir, korkuya, ümitsizliğe kapılabilir, gelecekle ilgili ümitsiz konuşmalar yapabilir.

Ancak, imanı güçlü olan insanın bütün yaşamında mükemmellik vardır; düşünceleri, davranışları, kararları makuldur. Bu nedenle en önemli şey güçlü bir imandır. Güçlü bir Allah korkusu, güçlü bir Allah sevgisi yaşandığında dünya insana adeta cennet gibi gelir.

Birçok güçlük ve imtihan yaşamış da olsa, insan gerçek yaşam amacını unutmamalı, imani coşkuyu sürekli yaşamalıdır. Aksi durumda kişinin kalbi kararır, körleşir, katılaşır; vicdanı duyarsızlaşır, öğüt alamaz bir hale gelir ve dönüşü olmayan bir yola girer.

Samimi iman eden ve aklını kullanan insanı dünya hayatı aldatamaz. Dünya hayatındaki hiçbir şey insana bir yarar sağlamaz. Madde bağımlılığı kişiyi yıkıma taşır. İnsan kendisini dünyaya bağlayan ne varsa bunlardan kurtulmalı, Allah’a yakın olmalıdır.

Hz.İbrahim, “Ben kaybolup-gidenleri sevmem” demişti. (En’am Suresi, 76) Etrafımızdaki her şey kaybolup gidecek. Kaybolmayacak olan şey, yalnızca Allah ve ondan bir parça olan ruhumuz. Kaybolacak şeylerden vazgeçemediğimiz için hepsi sıkıntı oluyor, eziyet oluyor. Allah kaybolup gidecekleri bırakmamızı, ardına düşmememizi istiyor; bizler ise O’nun istediklerini yapmayıp kendimize zulmediyoruz. Oysa zulmeden bu pisliklerden kurtulduğumuzda, pırıl pırıl imana kavuşmamız mümkün olacaktır.

Allah imanlı insanı dinç ve diri tutar. İman her derdimizin devasıdır. Kötü düşünceleri çıkarıp  attığımızda, vicdanımızı dinlediğimizde ve tamamen Allah’a yöneldiğimizde çok rahatlarız. Bizi Allah’a yaklaştıracak vesileler aramalıyız. İnsanın tam teslim olması, kendisini tamamen Allah’a adaması gerekir. Kulluğunun bilincinde olan insan, imanını sürekli tazelemek ve geliştirmek durumundadır; aksi takdirde imani duyarlılığı ve aklı da azalmaya başlayacaktır.

Her şeyi tam anlamıyla Allah rızası için mi yapıyoruz, düşünmeliyiz. İnsan kendi nefsinde de tevil yapar. Gün içinde, en başta kendimize imanımızı kanıtlayan şeyler yapmalıyız. Katkısız imanı yaşarsak Hz.İbrahim gibi, ateş soğuk gelecektir…

elifalaca.com

makaleler kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

AYVALI ÜZÜMLÜ KEK

ayvalı üzümlü kek

 MALZEMELER

3 adet yumurta

1 su bardağı toz şeker

 1 kahve fincanı sıvı yağ

1 kahve fincanı portakal suyu

1 portakal kabuğu rendesi

1 paket kabartma tozu

2 su bardağı un

1 adet orta boy ayva(kabukları soyulup rendelenmiş)

1 avuç 5-10 dk. suda ıslatılıp süzülmüş  kuru üzüm

YAPILIŞI

Yumurta ve şekeri çırpın. Portakal suyu,portakal kabuğu rendesi,sıvı yağı daha sonra da un ve kab. tozunu ekleyerek elde ettiğiniz kek hamurunu yağlanıp unlanmış kek kalıbına yayın.180 derece önceden ısıtılmış fırında pişirin.Afiyet olsun!

 

 

kekler kategorisinde yayınlandı. 3 Comments »